DUYGU MERKEZİNİ RESETLE
Depresyon ve duygusal çöküntüler, içinde yaşadığımız stres çağında hiçbirimizin pek de yabancı olmadığı rahatsızlıklar. Uzmanların depresyonla savaşta attıkları son adım ise beynin duygu merkezini kontrol altına almak. Bu yöntem sayesinde kişinin stres ve gerginliği azalırken, özgüveni artıyor.
Meditasyon, Tibet ve Dalaylama öğretilerinin ilk doğduğu günden bu yana stresin ve gerginliğin azaltılmasında, dolayısıyla negatif duygu durumunun önlenmesinde insanoğlunun başvurduğu en etkili yöntemlerden biri oldu.
Batılı uzmanlar meditasyonun insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel yöntemlerle araştırmaya ilk kez 1960?lı yıllarda başladılar. O günden bu yana meditasyonun, kan basıncının düşürülmesinden uyku kalitesinin artırılmasına, özgüven eksikliğinin giderilmesinden olumlu duygusal durumun sağlanmasına kadar fiziksel ve duygusal pek çok anlamda önemli yararları olduğu net bir biçimde ispatlandı.
Yaklaşık on sene önce Dr. Jon Kabat-Zinn, Masachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi?ne bağlı olarak kurduğu Stres Azaltma Kliniği?nde yaptığı çalışmalarla hastalardaki anksiyetenin meditasyon yöntemleri ile üç yıl içinde %60?a kadar düşürülebileceğini göstermişti.
Kabat-Zinn kendisi gibi psikiyatrist olan Prof.Dr. Richard Davidson ile birlikte yaptıkları çalışmalarda da 2500 yıllık geleneksel tıp yöntemlerinden yola çıkarak yüksek teknolojinin de katkılarıyla MRI ve EEG adlı sinirsel ölçüm sistemleri geliştirdiler. Uzmanların bu yeni yöntemi beynin duygusal sisteminin alt eşiğini yükseltmek üzerine temelleniyor.
Duygularımızın bütün zihnimizi ele geçirmek konusunda karşı konulması güç bir yeteneği bulunuyor. Yani duygusal çöküntü yaşarken kendi kendimize başka bir şey düşünmemizi ya da başka türlü hissetmemizi kolayca emredemiyoruz.
Çünkü depresyon duygularımızın ve davranışlarımızın kontrolünü ele geçiriyor ve adeta bir otomatik pilota teslim ediyor. Kötü bir ruh halindeyken, çoğu zaman sinirlerimizi bozan şeyin ne olduğunu bile çözemiyor, stres hormonlarımızın vücudumuzu sarmasına karşı koyamıyoruz. Bu tür durumlarda bilincimizi bir noktaya odaklayarak strese bir ölçüde karşı koyabilmemiz mümkün olabiliyor.
"Anlamsızlaştırma Meditasyonu" adı verilen yöntemle hasta bir objeye -ya da sadece nefes alıp verme eylemine- odaklanıyor ve zihin stres yaratıcı düşüncelerden uzaklaştırılıyor.
DUYGU EŞİĞİMİZİ NASIL YÜKSELTİRİZ ?
Uzmanlar artık stres ve depresyonla mücadeleyle ilgili araştırmalarında çeşitli beyin taramalarından da yararlanıyorlar. Bu çalışmalar sol üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde olumlu duygusal halin, sağ üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde ise sinir ve gerginlik halinin gözlemlendiğini gösteriyor.
Yapılan araştırmalar duygusal değişimlerimizin aslında sanıldığından daha kontrol edilebilir olduğunu gösteriyor. Anti-depresanlara alternatif olarak kullanılan yöntemse bilimsel temellere dayandırılarak yapılan meditasyon. Uzmanlar Tibetli Budist rahiplerin meditasyon etkisi ile olumlu duygusal konuma geçtiklerini, yıllarını sessiz bir manastırda geçiren bir rahibin adeta ?meditasyonun olimpik atleti? haline geldiğini ve EEG taramalarında da görüldüğü üzere sol üst beyin aktivitelerinin arttığını söylüyorlar.
Örneğin Masachusetts Üniversitesi?ndeki Stres Azaltma Kliniği?nde yapılan bir araştırmada 25 işçinin meditasyon etkisiyle gerginlik halinden olumlu duygusal duruma geçişi gözlemlemiş. Deneklere 8 hafta boyunca, haftada 6 günlük ve günde 45 dakikalık bir stres azaltıcı program uygulanmış. Böylece deneklerin sol üst beyin aktivitelerinin arttığı ve böylece gerginliklerinin de azaltıldığı ispatlanmış.
Hatta deney tamamlandıktan 4 ay sonra bile deneklerdeki bu olumlu değişimin sürdüğü gözlemlenmiş. Uzmanlar bununla birlikte ağır derecede klinik depresyonu olan kişilerde sadece meditasyonun yeterli olmayacağını da belirtmeden geçemiyorlar. Geçtiğimiz Ocak ayında Toronto Üniversitesi?ne bağlı "Bağımlılık Ve Zihinsel Sağlık Merkezinde" (CAMH) yapılan bir diğer araştırma da klinik terapinin ve meditasyonun, depresyonun tedavisinde eşit sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.
Bu çalışmada "Paxil" adlı antideprasanın beynin hafıza ve temel duygu merkezinin bulunduğu limbik sisteminde değişikliklere yol açtığı ve gerginlik halini azalttığı gözlemlenmiş.
Bu merkezde uygulanan bilişsel davranış terapisi hastaların olumsuz düşünce yapılarıyla mücadele etmeyi öğrenerek beyin aktivitelerini yönlendirmelerini sağlıyor. Bu merkezde çalışan uzmanlar da meditasyonun ve terapinin olumsuz düşüncelerle mücadelede benzer sonuçlar gösterdiğini gözlemliyorlar.
Özellikle üçüncü derece ya da daha yüksek derecelerde depresyon geçiren hastaların meditasyon destekli bir terapiden daha olumlu sonuçlar aldıkları da uzmanların gözlemleri arasında. Ayrıca hastaların zihinsel faaliyetlerin nasıl gerçekleştiği konusunda bilgi sahibi olmalarının çok önemli olduğunu vurgulayan doktorlar meditasyonla zihinsel faaliyetlerimizi kontrol altına almaya çalışmanın tıpkı bir spor merkezine gidip kaslarımızı çalıştırmaya benzediğini dile getiriyorlar.
ÇOK DÜŞÜNEN KADINLAR
Meditasyonun pozitif etkileri kişilerin hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul etmeleri ile başlıyor. Kendi duygusal akışlarını kontrol edebilir hale gelen hastaların değiştiremeyecekleri durumları olduğu gibi kabul etmeleri problemlerinin ortadan kaldırılmasında yaratıcı çözümler sağlıyor. Yapılan araştırmalar meditasyonun kadınlar üzerindeki etkilerinin erkeklere oranla çok daha güçlü olduğunu gösteriyor. Kadınların depresyona erkeklerden daha yatkın olduğu ise tartışmasız bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyor.
Uzmanlara göre bunun nedeni de kadınların kendi davranışlarının diğer insanlar üzerindeki etkilerini erkeklere kıyasla daha çok düşünmeleri. Dolayısıyla duyguları ve düşünceleri kontrol altında tutmaya yönelik meditasyon yöntemlerinin de, iç dünyalarıyla erkeklere kıyasla daha haşır neşir olan kadınlar üzerinde daha etkili olması çok da şaşırtıcı değil.
Meditasyonu anti-depresan ilaçlara alternatif olarak gören Budist psikologlar da Batılı meslektaşları gibi bu yöntemin dönüştürücü etkilerini oldukça önemsiyor ve meditasyonun daha çağdaş yorumlarla uygulandığında ?psikolojik ve duygusal olgunlaşma? yarattığı olgusunun üzerinde duruyorlar.
Özellikle de gelecek nesillerin beyinlerinin duygusal ?hardware?lerini yönetmekte meditasyonu en etkili yöntem olarak kullanacakları çok açık. Bugün bize çok uzak gibi görünse de gelecekte meditasyonun insanlık tarihinde büyük bir evrime yol açacağını ve pek çok hedefe ulaşmada araç olarak kullanacağını hissetmek,
Matrix filmindeki gibi düşünceleriyle kaşığı eğebilen o çocuğun yaşadığı dünyanın bugünden çok da uzak olmadığını hayal etmek hiç de zor değil. Geleceğin en etkili kişisel tedavi yöntemi meditasyona başlamak içinse çok fazla şeye ihtiyacınız yok: Sadece bir minder ve sessiz bir köşe...
Meditasyon, Tibet ve Dalaylama öğretilerinin ilk doğduğu günden bu yana stresin ve gerginliğin azaltılmasında, dolayısıyla negatif duygu durumunun önlenmesinde insanoğlunun başvurduğu en etkili yöntemlerden biri oldu.
Batılı uzmanlar meditasyonun insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerini bilimsel yöntemlerle araştırmaya ilk kez 1960?lı yıllarda başladılar. O günden bu yana meditasyonun, kan basıncının düşürülmesinden uyku kalitesinin artırılmasına, özgüven eksikliğinin giderilmesinden olumlu duygusal durumun sağlanmasına kadar fiziksel ve duygusal pek çok anlamda önemli yararları olduğu net bir biçimde ispatlandı.
Yaklaşık on sene önce Dr. Jon Kabat-Zinn, Masachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi?ne bağlı olarak kurduğu Stres Azaltma Kliniği?nde yaptığı çalışmalarla hastalardaki anksiyetenin meditasyon yöntemleri ile üç yıl içinde %60?a kadar düşürülebileceğini göstermişti.
Kabat-Zinn kendisi gibi psikiyatrist olan Prof.Dr. Richard Davidson ile birlikte yaptıkları çalışmalarda da 2500 yıllık geleneksel tıp yöntemlerinden yola çıkarak yüksek teknolojinin de katkılarıyla MRI ve EEG adlı sinirsel ölçüm sistemleri geliştirdiler. Uzmanların bu yeni yöntemi beynin duygusal sisteminin alt eşiğini yükseltmek üzerine temelleniyor.
Duygularımızın bütün zihnimizi ele geçirmek konusunda karşı konulması güç bir yeteneği bulunuyor. Yani duygusal çöküntü yaşarken kendi kendimize başka bir şey düşünmemizi ya da başka türlü hissetmemizi kolayca emredemiyoruz.
Çünkü depresyon duygularımızın ve davranışlarımızın kontrolünü ele geçiriyor ve adeta bir otomatik pilota teslim ediyor. Kötü bir ruh halindeyken, çoğu zaman sinirlerimizi bozan şeyin ne olduğunu bile çözemiyor, stres hormonlarımızın vücudumuzu sarmasına karşı koyamıyoruz. Bu tür durumlarda bilincimizi bir noktaya odaklayarak strese bir ölçüde karşı koyabilmemiz mümkün olabiliyor.
"Anlamsızlaştırma Meditasyonu" adı verilen yöntemle hasta bir objeye -ya da sadece nefes alıp verme eylemine- odaklanıyor ve zihin stres yaratıcı düşüncelerden uzaklaştırılıyor.
DUYGU EŞİĞİMİZİ NASIL YÜKSELTİRİZ ?
Uzmanlar artık stres ve depresyonla mücadeleyle ilgili araştırmalarında çeşitli beyin taramalarından da yararlanıyorlar. Bu çalışmalar sol üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde olumlu duygusal halin, sağ üst beyin aktivitelerinin yoğun olduğu kişilerde ise sinir ve gerginlik halinin gözlemlendiğini gösteriyor.
Yapılan araştırmalar duygusal değişimlerimizin aslında sanıldığından daha kontrol edilebilir olduğunu gösteriyor. Anti-depresanlara alternatif olarak kullanılan yöntemse bilimsel temellere dayandırılarak yapılan meditasyon. Uzmanlar Tibetli Budist rahiplerin meditasyon etkisi ile olumlu duygusal konuma geçtiklerini, yıllarını sessiz bir manastırda geçiren bir rahibin adeta ?meditasyonun olimpik atleti? haline geldiğini ve EEG taramalarında da görüldüğü üzere sol üst beyin aktivitelerinin arttığını söylüyorlar.
Örneğin Masachusetts Üniversitesi?ndeki Stres Azaltma Kliniği?nde yapılan bir araştırmada 25 işçinin meditasyon etkisiyle gerginlik halinden olumlu duygusal duruma geçişi gözlemlemiş. Deneklere 8 hafta boyunca, haftada 6 günlük ve günde 45 dakikalık bir stres azaltıcı program uygulanmış. Böylece deneklerin sol üst beyin aktivitelerinin arttığı ve böylece gerginliklerinin de azaltıldığı ispatlanmış.
Hatta deney tamamlandıktan 4 ay sonra bile deneklerdeki bu olumlu değişimin sürdüğü gözlemlenmiş. Uzmanlar bununla birlikte ağır derecede klinik depresyonu olan kişilerde sadece meditasyonun yeterli olmayacağını da belirtmeden geçemiyorlar. Geçtiğimiz Ocak ayında Toronto Üniversitesi?ne bağlı "Bağımlılık Ve Zihinsel Sağlık Merkezinde" (CAMH) yapılan bir diğer araştırma da klinik terapinin ve meditasyonun, depresyonun tedavisinde eşit sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.
Bu çalışmada "Paxil" adlı antideprasanın beynin hafıza ve temel duygu merkezinin bulunduğu limbik sisteminde değişikliklere yol açtığı ve gerginlik halini azalttığı gözlemlenmiş.
Bu merkezde uygulanan bilişsel davranış terapisi hastaların olumsuz düşünce yapılarıyla mücadele etmeyi öğrenerek beyin aktivitelerini yönlendirmelerini sağlıyor. Bu merkezde çalışan uzmanlar da meditasyonun ve terapinin olumsuz düşüncelerle mücadelede benzer sonuçlar gösterdiğini gözlemliyorlar.
Özellikle üçüncü derece ya da daha yüksek derecelerde depresyon geçiren hastaların meditasyon destekli bir terapiden daha olumlu sonuçlar aldıkları da uzmanların gözlemleri arasında. Ayrıca hastaların zihinsel faaliyetlerin nasıl gerçekleştiği konusunda bilgi sahibi olmalarının çok önemli olduğunu vurgulayan doktorlar meditasyonla zihinsel faaliyetlerimizi kontrol altına almaya çalışmanın tıpkı bir spor merkezine gidip kaslarımızı çalıştırmaya benzediğini dile getiriyorlar.
ÇOK DÜŞÜNEN KADINLAR
Meditasyonun pozitif etkileri kişilerin hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul etmeleri ile başlıyor. Kendi duygusal akışlarını kontrol edebilir hale gelen hastaların değiştiremeyecekleri durumları olduğu gibi kabul etmeleri problemlerinin ortadan kaldırılmasında yaratıcı çözümler sağlıyor. Yapılan araştırmalar meditasyonun kadınlar üzerindeki etkilerinin erkeklere oranla çok daha güçlü olduğunu gösteriyor. Kadınların depresyona erkeklerden daha yatkın olduğu ise tartışmasız bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyor.
Uzmanlara göre bunun nedeni de kadınların kendi davranışlarının diğer insanlar üzerindeki etkilerini erkeklere kıyasla daha çok düşünmeleri. Dolayısıyla duyguları ve düşünceleri kontrol altında tutmaya yönelik meditasyon yöntemlerinin de, iç dünyalarıyla erkeklere kıyasla daha haşır neşir olan kadınlar üzerinde daha etkili olması çok da şaşırtıcı değil.
Meditasyonu anti-depresan ilaçlara alternatif olarak gören Budist psikologlar da Batılı meslektaşları gibi bu yöntemin dönüştürücü etkilerini oldukça önemsiyor ve meditasyonun daha çağdaş yorumlarla uygulandığında ?psikolojik ve duygusal olgunlaşma? yarattığı olgusunun üzerinde duruyorlar.
Özellikle de gelecek nesillerin beyinlerinin duygusal ?hardware?lerini yönetmekte meditasyonu en etkili yöntem olarak kullanacakları çok açık. Bugün bize çok uzak gibi görünse de gelecekte meditasyonun insanlık tarihinde büyük bir evrime yol açacağını ve pek çok hedefe ulaşmada araç olarak kullanacağını hissetmek,
Matrix filmindeki gibi düşünceleriyle kaşığı eğebilen o çocuğun yaşadığı dünyanın bugünden çok da uzak olmadığını hayal etmek hiç de zor değil. Geleceğin en etkili kişisel tedavi yöntemi meditasyona başlamak içinse çok fazla şeye ihtiyacınız yok: Sadece bir minder ve sessiz bir köşe...